Pankreas kanserine karşı yeni dönem: Tümör oluşmadan müdahale edilecek
Pankreas kanserinde tedavi stratejisi değişiyor. Bilim insanları, tümör oluşmadan önceki hücresel bozuklukları hedefleyen yeni yaklaşımı ilaç ve erken teşhisle birleştirmeyi hedefliyor. Amaç, 5 yıllık sağkalımı yüzde 50'nin üzerine çıkarmak.
Pankreas kanseri, sinsi ilerleyişi ve çoğu zaman geç fark edilmesi nedeniyle en zorlu kanser türleri arasında yer alıyor. Ancak bilim dünyasında hastalığa karşı yaklaşım değişiyor. Araştırmacılar artık yalnızca ortaya çıkan tümörü tedavi etmeye değil, kanser gelişmeden önce süreci durdurmaya odaklanıyor.
“Kanser engelleme” (cancer interception) olarak adlandırılan bu yeni strateji, erken teşhis yöntemleriyle yeni nesil hedefe yönelik ilaçların bir arada kullanılmasını öngörüyor. Hedef ise pankreas kanserinde yıllardır düşük seyreden sağkalım oranlarını önemli ölçüde yükseltmek.
HEDEF, KANSER OLUŞMADAN MÜDAHALE ETMEK
Pankreas kanserinin en önemli sorunlarından biri, hastalığın uzun süre belirti vermeden ilerleyebilmesi. Vakaların önemli bir bölümünde tanı, kanser çevre dokulara veya uzak organlara yayıldıktan sonra konuluyor.
Buna karşın hastalık erken aşamada yakalandığında sonuçlar ciddi ölçüde değişebiliyor. Uzmanlar, erken teşhis ile kanserleşme sürecini başlamadan engelleyen tedavilerin birleştirilmesinin yeni bir dönemin kapısını açabileceğini düşünüyor.
UC San Diego Moores Kanser Merkezi Direktörü Dr. Diane Simeone, bu iki yaklaşımın bir araya getirilmesinin pankreas kanserinde sağkalımı kökten değiştirebilecek bir strateji olabileceğini belirtiyor.
Mevcut durumda yaklaşık yüzde 13,7 olan 5 yıllık genel sağkalım oranının, erken teşhis ve önleyici müdahalelerin başarılı olması halinde yüzde 50'nin üzerine çıkarılması hedefleniyor.
KRAS MUTASYONU TEDAVİDE YENİ KAPI AÇTI
Bu stratejinin önem kazanmasında, pankreas kanserinde sık görülen KRAS mutasyonunu hedefleyen ilaçlar önemli rol oynuyor.
Uzun yıllar boyunca ilaçlarla hedeflenmesi son derece zor kabul edilen KRAS mutasyonu, kanser hücrelerinin kontrolsüz şekilde çoğalmasında kritik görev üstleniyor. Yeni nesil KRAS inhibitörleri ise bu sürecin önüne geçmeyi amaçlıyor.
Araştırmacılar, halen ileri evre hastalıkta kullanılan bu tür ilaçların gelecekte kanser öncesi lezyonlarda da değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini araştırıyor.
Pennsylvania Üniversitesi'nden kanser araştırmacısı Dr. Ben Stanger ve ekibinin hayvan modellerinde yaptığı çalışmalar da bu yaklaşımın potansiyeline ilişkin dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. Araştırmada, kanser öncüsü lezyonlar ortaya çıktığında KRAS'ı hedefleyen tedavilerin uygulanmasının yaşam süresini artırabildiği görüldü.
20 BİN YÜKSEK RİSKLİ KİŞİ TAKİP EDİLİYOR
Kanser engelleme stratejisinin başarılı olabilmesi için hastalığın en erken işaretlerinin yakalanması gerekiyor. Bu amaçla yürütülen önemli çalışmalardan biri de PRECEDE araştırması.
Dr. Diane Simeone liderliğindeki küresel araştırmada, ailesinde pankreas kanseri bulunan veya genetik açıdan yüksek risk taşıyan yaklaşık 20 bin kişinin takip edilmesi planlanıyor.
Çalışmaya bugüne kadar 12 binden fazla kişinin dahil edildiği ve 50'den fazla vakada kanserin erken aşamada tespit edildiği bildiriliyor.
Araştırmacılar aynı zamanda yeni kan testlerini, ameliyatla çıkarılan pankreas kistlerinin ardından uygulanabilecek ilaç tedavilerini ve insan gözünün fark edemeyebileceği küçük değişimleri belirleyebilen yapay zekâ destekli görüntüleme sistemlerini inceliyor.
“KALP KRİZİNİ BEKLEMİYORUZ, KANSERİ NEDEN BEKLEYELİM?”
Bilim insanları yeni yaklaşımı, kalp-damar hastalıklarında kullanılan koruyucu hekimlik anlayışıyla karşılaştırıyor.
Boston'daki Dana-Farber Kanser Enstitüsü'nden gastroenterolog ve onkolog Dr. Sahar Nissim, yüksek risk taşıyan kişilere kalp krizi geçirmelerini beklemeden koruyucu tedaviler uygulandığını, kanser alanında ise benzer bir yaklaşımın bugüne kadar sınırlı kaldığını ifade ediyor.
Nissim ve ekibi, KRAS mutasyonu taşıyan pankreas hücrelerinin normal özelliklerini kaybederek kansere dönüşmesini engelleyebilecek yeni bileşikler üzerinde çalışmalarını sürdürüyor.
ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK SORU: YAN ETKİLER
Yeni yaklaşım umut verse de bilim insanlarının çözmesi gereken önemli sorunlar bulunuyor. Bunların başında, henüz kanser gelişmemiş kişilere güçlü ilaçlar verilmesinin beraberinde getirebileceği yan etkiler geliyor.
New York Üniversitesi Langone Kanser Merkezi Direktörü Dr. Anirban Maitra, sağlıklı görünen kişilere ciddi yan etkilere yol açabilen ilaçların uygulanmasının hem klinik hem de etik açıdan dikkatle değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Özellikle KRAS inhibitörlerinin cilt döküntüleri başta olmak üzere çeşitli yan etkilere neden olabilmesi, koruyucu kullanım öncesinde risk-fayda dengesinin ayrıntılı biçimde ortaya konmasını gerektiriyor.
Bu nedenle araştırmacılar daha düşük doz tedavileri veya yan etki profili daha hafif yeni nesil KRAS inhibitörlerini gündemde tutuyor.
KANSER AŞILARI DA DEVREYE GİREBİLİR
Kanser engelleme stratejisinin bir diğer ayağını ise kanser aşıları oluşturuyor.
Yakın dönemde yürütülen klinik araştırmalardan birinde, bağışıklık sistemini mutasyona uğramış KRAS proteinlerini tanıyıp hedefleyecek şekilde eğiten bir aşının katılımcıların büyük bölümünde güçlü bağışıklık yanıtı oluşturduğu bildirildi.
Araştırmacılar, özellikle pankreas kisti veya erken dönem lezyonları cerrahi olarak çıkarılan yüksek riskli kişilerde bu tür aşıların kullanılabileceği bir gelecek üzerinde çalışıyor.
Amaç, yalnızca mevcut tümörü tedavi etmek değil; kanserin yeniden ortaya çıkmasını daha oluşmadan engellemek.
Bu yaklaşımın klinik uygulamaya ne ölçüde taşınabileceği ise devam eden çalışmaların sonuçlarıyla netleşecek.
Kaynak:Haber Merkezi
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.