İBB davasında ara karar: 18 tahliye
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik davanın 15’inci duruşmasında mahkeme, 107 tutuklu sanıktan 18’inin tahliyesine karar verdi. Gerekçe olarak delil durumu ve tutukluluk süresi gösterildi. Duruşma pazartesi devam edecek.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yolsuzluk ve rüşvet iddialarıyla açılan davanın 15’inci duruşmasında mahkeme ara kararını açıkladı. 107 tutuklu sanığın yargılandığı dosyada 18 kişi hakkında tahliye kararı verildi. Dava pazartesi günü devam edecek.
Mahkeme heyeti, tahliye kararında sanıkların tekil eylemlerle ilişkilendirilmesini ve mevcut delil durumu karşısında tutukluluk sürelerini dikkate aldı. Savcılığın mütalaasının ardından yapılan savunmalar sonrası verilen aranın ardından karar açıklandı.
Tahliye edilen isimler:
Sırrı Küçük, Fatih Yağcı, Ali Üner, Evren Şirolu, Altan Ertürk, Ebubekir Akın, Hüseyin Yurtta, Kadir Öztürk, Mustafa Bostancı, Sabri Caner Kırca, Baran Gönü, Mahir Gün, Kadriye Kadapoğlu, Davut Bildik, Esra Bulduk, Zehra Yüksel, Başak Tatlı, Nazan Başelli.
İMAMOĞLU’NDAN TAHLİYE ÇAĞRISI: “BEN BURADAYIM, ARKADAŞLARIMI SERBEST BIRAKIN”
Duruşmada söz alan Ekrem İmamoğlu, kendi tahliyesini talep etmediğini belirterek tüm tutuklular için serbest bırakılma çağrısı yaptı.
İmamoğlu’nun mahkeme kürsüsünde yaptığı konuşma şöyle:
"Özellikle son dört gündür, ilk üç haftada eksik kalan kısımlarla birlikte toplam 106 kişinin avukatlarının anlatımlarıyla; bu soruşturmanın öncesini, sonrasını ve tutukluluk sürecini tüm açıklığıyla dinledik. Savcılık makamının iddialarını en geniş haliyle değerlendirme imkanı bulduk. Ancak gelinen noktada, artık meselenin halk arasında basit bir anlatımla ifade edilebilecek bir durumun çok ötesinde olduğu açıktır. Son derece vahim bir tablo ile karşı karşıyayız. Üç hafta boyunca yapılan savunmalar, ortaya konulan evrak ve belgeler, bu soruşturmanın nasıl yürütüldüğünü açıkça göstermiştir. Savcılığın Türk milletini nasıl aldattığını tek tek dinledik. Açık konuşmak gerekirse, bugün dinlediklerim ve duruşma sırasında tanık olduğum bazı anlar karşısında derin bir sarsıntı yaşadım. Kanım dondu, nefesim kesildi, göğsüm sıkıştı. Bu dosyada yer alan kişilerin maruz kaldığı muamele, anlatılanlar, ahlaki ve hukuki sınırların ciddi şekilde zorlandığını göstermektedir. Yaşananların, sadece bir yargılama süreci olarak değil, aynı zamanda ağır bir mağduriyet süreci olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Eminim ki, ön yargıdan uzak, vicdan sahibi herkes bu tablo karşısında benzer duyguları hissedecektir.
Bugün şunu düşündüm, bu duruşma kamuoyuna açık şekilde, canlı yayınla izlenebilseydi ne olurdu? İnanıyorum ki, tüm bu yaşananlar tek tek ortaya çıkardı. İddia makamının ileri sürdüğü tezlerin ne ölçüde dayanaklı olduğu kamuoyu önünde net biçimde görülürdü. Bu sürecin niteliği herkes tarafından daha açık şekilde anlaşılırdı. Canlı yayını istemeyen Sayın Erdoğan'ın kulakları çınlasın. İstediğini dile getiren Devlet Bahçeli'nin de kulakları çınlasın. Gizlilik işlerine geliyor. Biraz vicdan, erdem, irfan varsa her iki siyasi parti lideri de buraya temsilci göndersin, izlesinler. Başımızın üzerinde yerleri var.
İBB organizasyon şeması, suç örgütü, beyan, gizli tanık... Başka hiçbir delil olmayan 4 bin sayfalık 'İftiraname ya da Terfiname'... Size özellikle ve özenle ifade etmek isterim. Allah aşkına, dört bin sayfa nasıl uydurulabilir? İnsanların canına, malına, sağlığına, namusuna, iffetine nasıl kastedilebilir? Bunlar insan değil mi? Kadınlar, erkekler, gençler… Bunların hepsi birer insan evladı. Peki bunu yapanlar insan değil mi? Onların annesi yok mu, kardeşi yok mu, eşi, evladı yok mu? Yanlış anlaşılmasın, Sayın savcıya bakarak söylemiyorum. İddia makamına yönelik bir eleştiridir bu. Kişisel değildir. Özür dilerim, yanlış anlaşılmasını istemem. Ama soruyorum: Bu nasıl yapılır? Bu millete bu nasıl reva görülür? Bu bir yaratıcılık değildir. Bu, 'kişi kendinden bilir işi' anlayışının bir sonucudur. Eğer bir zihniyet kötülüğü bu derece normalleştirmişse, o zaman her şey yapılabilir hale gelir.
Sizin nefretle, öfkeyle ya da ön yargıyla hareket ettiğinize inanmıyorum. İnanmak da istemiyorum. Birilerine bağımlı olduğunuzu da düşünmüyorum. Bunu açıkça, Allah’ın huzurunda ve milletin şahitliğinde ifade ediyorum. Ancak ortada bir gerçek var, bir buçuk yıldır tasarlanmış bir sürecin içindeyiz. Bunun bedelinin ülkeye etkisi çok ağırdır. Bugün bulunduğumuz noktada, kimse 'iddianame vardır' diyerek bu sorumluluktan kaçamaz. Çünkü bu millet kadimdir, bu devlet kadimdir. Tarih boyunca adalet eninde sonunda tecelli etmiştir, yine edecektir. İşte tam da bu yüzden sizin vereceğiniz karar çok kritiktir. Bu karar, sadece bir dosyanın değil, toplumun adalete olan inancının da yönünü belirleyecektir.
Unutmayalım ki milletimizin dayanıklılığı, huzuru, barışı, birlik ve beraberliği; adalet duygusuyla doğrudan bağlantılıdır. Adaletin başladığı yer, toplumun yeniden nefes aldığı yerdir. Bugün ne yazık ki adalete olan güven ciddi şekilde zedelenmiştir. Bu nedenle sizin sorumluluğunuz çok büyüktür. Ya bu gidişatı durduracak bir adım atılacak ya da bu çöküş daha da derinleşecektir. Önümüzdeki karar, bu davanın bundan sonra nasıl ilerleyeceğini belirleyecek tarihsel bir dönüm noktasıdır.
Gerçekler ortadadır. Bu süreç; korku, baskı ve kabul edilemez yöntemlerle yürütülmüştür. Şafak operasyonları, keyfi tutuklamalar, insan onurunu zedeleyen uygulamalar… Bunlar bir hukuk devletine yakışmaz. Biz ne istiyoruz? Anayasa uygulansın. Kanunlar herkese eşit uygulansın. Ama yaşanan bunun tam tersidir. Hukukun üstünlüğü yoksa hiçbir şey düzgün işlemez. Bu kadar nettir. Ceza hukukunun temel ilkesi açıktır, tutuklama istisnadır, tutuksuz yargılama esastır. Bunun temelinde de masumiyet karinesi vardır. Kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı yoksa herkes masumdur. Aksi halde insanlar, daha yargılama tamamlanmadan fiilen cezalandırılmış olur. Soruyorum, bu ülkeye bu yakışır mı? Bir yılı aşkın süredir insanlar kaçma şüphesi, delil karartma gibi klişe gerekçelerle tutuklu. Oysa ortada somut bir gerçeklik yok. Bu insanlar mı kaçacak? Hayatını kamuya adamış bürokratlar mı kaçacak? Yıllarca devletine hizmet etmiş kişiler mi kaçacak? Milyonlarca oy almış seçilmişler mi kaçacak? Bunu düşünmek dahi zulümdür. Maaşı kesilmiş, hayatı altüst edilmiş emekçiler mi kaçacak? Şoförler mi kaçacak? Onuruyla yaşamış insanlar mı kaçacak? Bu hem ayıptır, hem yazıktır, hem günahtır.
Akraba olmak suç mudur? Hangi kanunda yazıyor bu? Bir buçuk yıldır bu dosyada akla gelmeyecek yöntemlerle delil aranmıştır. İnsanlar aileleriyle birlikte cezalandırılmıştır. Akraba olmak suç mudur? Hangi kanunda yazıyor bu? Bir baba üzerinden evladı hedef almak, bir aileyi parçalamak hangi hukukta vardır? İki gencin yan yana durmasına dahi tahammül edilemeyen bir uygulama… Bu kabul edilebilir mi? Baba için evlat rehin alınır mı? Bu, bizim kadim devlet anlayışımıza yakışır mı? Akrabalar tutuklu, evlat tutuklu, yeğen tutuklu, hatta savunmayı yapan avukat bile tutuklu… Bu tablo kabul edilebilir mi? Nasıl güven duyacak bu millet? Bir buçuk yıldır süren bu süreçte somut delil olmadan, sadece beyanlarla insanlar tutuklu kalmaya devam ediyor. Bu kabul edilemez.
Ailelere yönelik çok ağır bir baskı uygulanmaktadır. Siz de dinlediniz. Engelli çocuğu olan bir kişi üzerinden nasıl tehdit kurulduğunu biliyoruz. Eşi üzerinden, gelini üzerinden, damadı üzerinden nasıl baskı yapıldığını biliyoruz. 'Beyan' deniyor… Ben yüzlercesini dinledim. Bu beyanların nasıl üretildiğini, hangi şartlarda ortaya çıktığını gördük. Bugün yargıya olan güven ciddi şekilde düşmüştür. Bu hepimizin ortak sorunudur.
Ben burada ne söyleyebilirim? Bu kadar yaşanmışlık karşısında, sizlerin de gördüğü ve duyduğu bu tablo karşısında, benden ne beklenebilir? Şunu açıkça ifade edeyim, ben saygısızlık etmem, eden bir dili de benimsemem. Yeter ki vatandaşına saygı duyan bir hukuk düzeni olsun, içinde merhamet, vicdan ve adalet olsun. Ben bu devlet için yaşadım. Bu nedenle Türk yargısı ve Türk milleti adına konuşuyorum.
Bugün ortada çok ağır iddialar var, 'Seni tahliye ettiririm' diyerek milyonlar talep edenler, tehdit edenler… Bu kişiler hakkında ne yapılmıştır? Nerede bu soruşturmalar? Nerede bu cesur iddia makamı? Bir yandan somut delil olmadan insanlar tutuklu kalmaya devam ederken, diğer yandan ciddi iddialarla anılan kişiler hakkında hiçbir işlem yapılmaması kabul edilebilir değildir.
Özgürlüğü elinden alınan bir insanın bir günü, bir saati bile telafi edilemez. Kul hakkının ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Zulüm, bir insana yapılabilecek en ağır haksızlıktır. Masumiyetleri ortaya çıkana kadar insanlar itibar kaybına uğruyor, aileleriyle birlikte ağır bir yük taşıyor. Buna karşılık, iftira attığı iddia edilen kişiler serbestçe dolaşabiliyor. Bu denge kabul edilemez. Bu uygulamalar, toplumun adalet duygusunu zedeliyor. Oysa bizler, çocukluğumuzdan itibaren yalan söylememeyi, iftira atmamayı, başkasının hakkına girmemeyi öğrenerek büyüdük. Bugün yaşananlar, bu değerlerle bağdaşmamaktadır. Tarih zaman zaman yargı makamlarına önemli roller yükler. Bugün de böyle bir eşikteyiz. Verilecek karar, sadece bu dosyayı değil; aynı zamanda tarihteki yerinizi de belirleyecektir. Tarih boyunca adil karar verenler saygıyla anılmış, adaletten uzak kararlar verenler ise eleştirilmiş ve kötü hatırlanmıştır. Bu nedenle önünüzdeki sorumluluk büyüktür. Karar sizin. Ama unutulmamalıdır ki bu toprakların güçlü bir hukuk ve adalet geleneği vardır. Doğruyu gösteren sayısız örnek vardır.
Hiç kimse gücü kendinde zannetmesin. Zulüm; bir insanı belirsizlik içinde bekletmektir, masumiyet ihtimalini yok saymaktır, insanları, haklarında kesinleşmiş bir hüküm olmadan cezalandırmaktır. Bilinmelidir ki mazlumun duası ile Yüce Yaradan arasında hiçbir perde yoktur. Bugün, hukukun ve adaletin namusunu koruma sorumluluğu sizlerin omuzlarındadır. Sayın Başkan, değerli heyet; atacağınız adım yalnızca bu dosyayı değil, adalete olan inancı da doğrudan etkileyecektir. Yüce milletimiz de bizler de bunun takipçisi olacağız. Bu nedenle açıkça ifade ediyorum, burada bulunan yol arkadaşlarım serbest bırakılmalıdır. Burada bulunan herkes serbest bırakılmalıdır. Çünkü tutuksuz yargılama esastır. Özgürlük haktır. Hürriyet haktır. Masumiyet esastır. Adalet gecikirse, adalet olmaktan çıkar. Bu sadece bireyleri değil; ülkeyi, devleti ve milleti de zarara uğratır. Kimsenin 'birileri bizi kurtarır' gibi bir beklentiye girmesine gerek yoktur. Adalet herkesi kurtarır. Yüce Türk milletinin de tek güvencesi budur.
Sayın Başkan, değerli üyeler, bu milletin hukuk devleti içinde yaşama arzusu vardır. Lütfen bu arzuyu koruyun ve güçlendirin. Tüm tutuklu arkadaşlarımızın serbest bırakılmasını talep ediyorum. Ben buradayım. Lütfen arkadaşlarımı serbest bırakın."
Kaynak:Haber Merkezi
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.