Saraçhane'de İmamoğlu mitingi: Özgür Özel'den flaş açıklamalar

Saraçhane'de İmamoğlu mitingi: Özgür Özel'den flaş açıklamalar

CHP, İstanbul’da Saraçhane Meydanı’nda, Ekrem İmamoğlu’nun diploma tartışmasının yıldönümünde 99’uncu “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitingini gerçekleştiriyor.

CHP, Ekrem İmamoğlu’un tutuklanma sürecinin başladığı günün birinci yıldönümünde, İstanbul Saraçhane’de büyük miting düzenliyor.

Özgür Özel'in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

Bu yolda bize, size ömür biçenler oldu. 'Dayanamazlar' dediler, 'dağılırlar' dediler. 'Vazgeçerler, teslim olurlar' dediler. Teslim olmayanlar burada! Bin kez budadılar körpe dallarımızı, bin kez kırdılar; yine çiçekteyiz işte, yine meyvedeyiz. Bin kez korkuya boğdular zamanı, bin kez ölümlediler; yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz. Bitmedi, daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Değerli İstanbullular, bugün her şeyin başladığı yerde, milletin evinde, Saraçhane'deyiz. Korkanların sığınağında değil, cesurların meydanındayız. Tam 365 sabah oldu, tam 365 akşam. 365 kez doğdu güneş, 365 kez battı. 'Bir Ekrem'i aldık, işi bitirdik, onları sindirdik' sanıyorlardı. İşte bir yıl sonra, bir Ekrem'in yerine yüz binlerce Ekrem meydanda, meydanda, meydanda!

Bir yıl önce, bir iftar vaktiydi. Ekrem Başkan'ın 31 yıllık diplomasını iptal ettiler. Hem de diplomayı veren fakülte direndiği halde, dekan 'olmaz' dediği halde, her sorulduğunda 'diploma geçerli' dedikleri halde... Zorlayarak, bastırarak, dekanı istifa ettirerek, en nihayetinde İşletme Fakültesi'nden değil; işi diploma vermek, denklik vermek değil, boya yapmak, ring seferlerini düzene koymak olan İstanbul Üniversitesi'nin Yönetim Kurulu'ndan diploma iptaline gittiler.

İşte o gün artık hiç kimsenin, hiçbirimizin elindeki devletin verdiği hiçbir kağıdın bir önemi, bir kıymeti kalmadı. Ne tapu tapuydu artık, ne evlendirme cüzdanının bir anlamı vardı. Bankada parası olan da güvenemezdi, hisse senedi alan da. İşte o gün birileri bu devleti devlet yapan toplum sözleşmesinin, anayasanın altına dinamiti koydular. O gün devlete olan güveni boşa çıkarıp milleti birilerinin elinde oyuncak etmeye çalıştılar.

Hemen ardından o akşamın sahur vaktinde, kapısına yüzlerce polisle birlikte dayandılar. Yalanlarla, iftiralarla dolu bir kumpası başlattılar. İşte o gün, Ekrem Başkan'ın kapısına gelenler onu Vatan Emniyet'e götürdüğünde; eşi Dilek Hanım, evlatları ve yol arkadaşları dimdik ayaktaydı. O gün hep beraber buradaydık. O gün 'Ne olacak?' sorusuna, 'Ne olacaksa bugün olacak!' dedik. Biz darbenin hedefinde olan kişinin Ekrem Başkan, hedefinde olan eylemin partinin iktidara yürüyüşü, hedefinde olan mekanın Saraçhane olduğunu biliyorduk.

Burayı savunmak için sizlere çağrı yaptık. Bunu duyar duymaz bir yasağı duyurdular: '3 kişi bir araya gelmeyecek, 5 gün boyunca eylem, toplantı, yürüyüş olmayacak ve herkes evinde oturacak' dediler. Yetmedi; metroları kapattılar, otobüsleri durdurdular, köprüleri kaldırdılar, vapurları bağladılar. İşte o gün, Vatan Emniyet'in önünde 4.000 tane Cumhuriyet Halk Partili ve Beyazıt Meydanı'nda İstanbul Üniversiteliler barikatla, bariyerle karşı karşıyaydılar.

O gün Vatan'da ve Beyazıt'ta o bariyerleri yıkanlara, demokrasiye yürüyenlere, geleceğine sahip çıkanlara selam olsun, helal olsun! O gün, bugün geleceğine sahip çıkan İstanbul Üniversitesi'nin, Boğaziçi'nin, Yıldız Teknik'in, İTÜ'nün, İstanbul'daki tüm üniversitelerin ve tüm gençliğin önünde saygıyla eğiliyorum.

O gün bu otobüsün üzerine çıktık ve sizden aldığımız güçle tarihi bir direnişin meşalesini yaktık. Hep birlikte yaptık. Ve tam 7 gece bu meydanda aynı otobüsün üstünden, aynı mikrofona konuşarak hep beraber Türkiye'ye ve dünyaya şunu söyledik: Siz istediğiniz zaman bir şey bitmez, biz 'bitmedi' demeden bitmez! 'Biz buradayız, meydandayız, eylemdeyiz' dedik.

İlk gece, tüm yasaklamalara rağmen buraya 110.000 kişi geldi. Bu hayat gelir geçer. Bugün varız, yarın yoğuz. Ama ahir ömrümde bana deseler ki, 'Bir madalyan var demokrasiye dair, Cumhuriyete ve ülkenin geleceğine dair. Kime verirsin?' deseler; o madalyadan 110.000 tane isterim. Geçen sene ilk gece burayı dolduran her birinize veririm, her birinize! İlk gece 110.000 kişi... Her gece artan bir kalabalık ve 23 Mart günü, ön seçimin günü, Ekrem İmamoğlu'nun 15,5 milyon kişinin oyuyla adaylaştığı, milletin cumhurbaşkanı adayı olduğu gün bu meydanda 1,2 milyon kişiyleydik! Ne bu meydanı, bütün yarımadayı insanlar büyük bir azimle doldurdular. Dron gitti, gitti, dronun menzili bitti ama bu kalabalığın sonu gelmedi! İşte o günden belliydi; Cumhuriyet'in, demokrasinin hikayesi bu memlekette bitmedi. Bitmedi, bitmeyecek!

Direnişimiz bununla sınırlı kalmadı. Saraçhane'den yakılan meşale, tüm Türkiye'de gür alevlere dönüştü. Boğazı aştık, karşıya geçtik, Maltepe'de 2,2 milyon olduk. Sonrasında her çarşamba İstanbul'un bir ilçesinde, her hafta sonu Anadolu'nun bir ilinde olduk. O illere gittik. Buranın, İstanbul'un selamını Anadolu'ya taşıdık. Buranın kıvılcımıyla orada kor alevler olduk ve bu eylemleri bir gün İstanbul'da, bir gün Anadolu'da bir yıl boyunca sürdürdük.

Önce 'Bu eylemler bir aya biter' dediler. Yaz geldi, 'Sıcakta kimseler kalmaz, öğrenciler memlekete, İstanbullular tatile gider' dediler. Ama ne yazın, ne kışın durdunuz. Antalya'da 45 derecede, Çankırı'da eksi 4 derecede, sizin yaktığınız o meşale yandı, yandı, yandı! Bütün Türkiye'yi sardı! Siz başardınız, siz başardınız!

Bir yılda elbette hep konuştuk. Soğukta olmaz, eyvallah. Sıcakta olmaz, elbette. Ama hep dedik ki, biz bir eyleme, bir mücadeleye, yani kuru kuruya bir mitinge değil, verilen büyük bir mücadeleye çağırıyoruz insanları. İşte 98.'si geride kaldı, bugün akşam 99. eylemde hep birlikte yeniden Saraçhane'deyiz. Hep birlikteyiz!

Ekrem İmamoğlu’nun Silivri’den gönderdiği mektup:

Merhaba Saraçhane, merhaba dünyanın en güzel şehri, canım İstanbul. Silivri Zindanı’ndan milletin evi Saraçhane’ye yürek dolusu bir merhaba… Kıymetli İstanbullular; benim onurlu, yiğit, güzel yürekli hemşerilerim, sizleri saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Hasretle kucaklıyorum. Bu mübarek ayın sonuna gelirken, Ramazan Bayramınızı kutluyor, ülkemize adalet, bereket ve huzur getirmesini diliyorum. Sevgili kardeşlerim; 1 yıldır büyük bir adalet ve demokrasi mücadelesi veriyorsunuz. Cumhuriyet’in vatandaşa sağladığı tüm hak ve hürriyetlere göz dikmiş, millet iradesini hiçe sayan bir avuç insana karşı hukuku ve demokrasiyi, milli iradenin onurunu savunuyorsunuz. Yüz yıl önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk ne dediyse, bugün siz de aynısını söylüyorsunuz: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir! Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir! Sizlerle gurur duyuyorum. Her birinize yürekten teşekkür ediyorum, sağ olun, var olun.”

"ZALİMLEŞTİKÇE ZALİMLEŞİYORLAR"

“Her türlü zulme rağmen, bizim içimiz umut ve iyilik dolu, sevgi ve hoşgörü dolu; ülkeyi yoksulluğa, adaletsizliğe, umutsuzluğa sürükleyenlerin ise akıllarını kötülük, yüreklerini korku sarmış. Serbest ve adil şartlarda bir daha asla seçim kazanamayacaklarını biliyorlar. Çeyrek asırdır kendilerine verilen bütün kredileri tüketenler tükettiler. Bir daha asla milletin gönlüne giremeyeceklerini biliyorlar. O yüzden, siyasi rakiplerini yargı eliyle saf dışı etmek, milli iradeyi baskı altına almak için zalimleştikçe zalimleşiyorlar. Zalimin zulmü varsa, bizim de aslan gibi yüreğimiz, dağ gibi dimdik, eğilmez başımız, seçimlerde bükemedikleri bileğimiz var. Demokrasinin ve aydınlık geleceğimizin önüne dikilmek istenen tüm barikatları yıkıp geçen, ateş gibi gençlerimiz var. Zalimin zulmü varsa, bizim de darbeye karşı, milletin evi Saraçhane’ye, aziz bir emaneti korur gibi sahip çıkan milyonlarca hemşerimiz var. Zalimin zulmü varsa, adalete susamış milletimizin de engin vicdanı, haysiyeti ve feraseti var.”

"HİÇBİR KÖTÜLÜĞÜ ÖRTEMEZSİNİZ"

“Bu ülkede her iktidar, milletten aldığı yetkiyi millete teslim etmeye mecburdur. Hükümetler gelir geçer, milletin hükmü baki kalır. Silivri Zindanı’nda kurulmuş, özel maksatlı bir mahkeme ile tarihin akışını tersine çeviremezsiniz. Gözlerden uzak tutulmaya, milletten gizlenmeye çalışılan bir yargılamayla, milletin egemenlik hakkını tutsak edemezsiniz. ‘Silivri Zindan Mahkemesi’, millet adına karar verme sorumluluğuyla kurulmuş, adaletin tecelli edeceği bir yer değildir. ‘Silivri Zindan Mahkemesi’, serbest ve adil seçimlerden ölesiye korkan, siyasi rakibini yok etmek için yargının arkasına sığınmış bir kötü aklın eseridir. Orada yürümekte olan dava, ülkemize zarar veren, geleceğimizi riske atan bir büyük siyasi hırsı gizlemek için dikilmiş bir kılıftır. Her tarafı dökülen, dikiş tutmayan, bu sözde hukuki kılıfla hiçbir kötülüğü örtemezsiniz.”

“HESAPLARI MİLLETTEN DÖNDÜ”

“Bu davanın amacı; gerçeği aramak, adaleti sağlamak değil, seçim yenilgisinden kaçma telaşıdır. Ancak, böyle davalarda hükmü millet verir. Böyle davalarda son sözü millet sandıkta söyler. 19 Mart 2025 günü bir zafer kazandıklarını, koltuklarını nihayet sağlama aldıklarını zannedenler, bugün daha da büyük bir korku ve çaresizlik içindeler. Çünkü hesapları milletten döndü. Millet bu kötülüğü, bu adaletsizliği kabullenmedi. Şimdi aziz milletimiz, son sözü söylemek için gününü bekliyor. O gün gelecek ve millet ne derse o olacak. Bu ülkeyi her türlü kötülükten, her nevi badireden yine milletin azim ve kararı kurtaracak. Her şey çok güzel olacak. Ekrem İmamoğlu. Silivri Zindanı.”

Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş'ın açıklamaları şöyle:

"Cumhuriyetin başkentinden sizlere selam getirdim. Başkentten dayanışma duygularıyla geldik. Belediye başkanlarımızın hepsinin arkasında olduğumuzu bütün dünyaya duyurmaya geldik. Hoş geldiniz, sizlerin hepinize saygılar sunuyorum.

Sevgili İstanbullular, iradenizin gasp edildiği bir yıl öncesinden bugüne kadar değişen hiçbir şey yok. Bir yıl önce ne söylediysek maalesef şimdi aynı durumdayız. Haksızlıklar, hukuksuzluklar aynen devam ediyor. Bizler ne istiyoruz? Belediye başkanları olarak, Ankara halkı beni, İstanbul halkı Ekrem Başkanı, diğer başkanlarımızı seçti kendilerine hizmet etmek için. Bizler doya doya hizmet etmek istiyoruz. Yaptığımız hizmetler sayesinde de halkın memnuniyetini artırıp en yakın yapılacak erken seçimde iktidarı değiştirmek ve bu ülkeyi daha iyi yönetmek istiyoruz.

Bu iddiayla göreve geldik. Ancak ağzımızın tadıyla gerçekten hizmet etmemiz engellendi. Bu yapılan hukuksuzluklar, bu yapılan operasyonlar maalesef bizi engellemek için yapılan işler. Güzel yaptığımız için öne çıkan işlere baktığınız zaman bunları iktidar engelleyip aynı işleri kendileri kamu idaresi vasıtasıyla yapmak istiyor. Yapamazlar. Yapamazlar. Bu yasayı kendileri çıkarttı. Büyükşehirlere bu yetkileri kendileri verdi. Eskiden yapılan sosyal yardımların çok daha adil, çok daha insani yapıldığını gördüler. Halktan yana politikaları gördüler ve halktaki memnuniyeti gördüler. Türkiye çapında yerel yönetimler genel başkan yardımcımızın yaptırdığı anketler sonucu yerel yönetimlerde memnuniyet oranı %58 çıktı. Bu yayınlandı. İşte yayınlandıktan sonra da operasyonlar maalesef başladı.

Bizler dokunulmazlığı olmayan insanlarız. Bizler adil ve eşit hukukun herkese uygulanmasını istiyoruz. Başka hiçbir talebimiz yoktur. Kendileri bir yasa çıkarttı yıllar önce. Artık dediler hiç kimse gece vakti evinden alınmayacak. Eğer bir şahsın ifadesine başvurulacaksa kendisine karakoldan yazılı tebligat gidecek, bu tebligatta karakola neden çağrıldığı, hangi konuda ifadesinin alınacağı bildirilecek denmişti. Nerede bunlar? Şimdi sabaha karşı evler basılarak, davet edilmek yerine, çağrıldığı zaman hemen gelecek belediye başkanları yaka paça ve itibarsızlaştıracak şekilde gözaltına alınıyor.

Bununla da kalmıyor. Bakınız, hazırlık soruşturmaları gizlidir. Ancak verilen ifade daha avukatların eline gelmeden basında bakıyorsunuz yandaş basında yayınlanıyor. WhatsApp gruplarında yayınlanıyor. Bu suçtur. Hazırlık soruşturmasının gizliliğini ihlal etmek suçtur. Ayrıca bu yargılanacak insanları savunacak kimse televizyonlarda yokken artık karşı fikirler adı altında dezenformasyonlar yapılmak suretiyle bir defa yargılamalar etkilenmek isteniyor. Yargıdaki bir işin bu şekilde televizyonlarda konuşulup peşinen suçlu edilmesi, suçlu ilan edilmesi resmen suçtur. Bunlar hakkında hiçbir işlem yapılmıyor. Ancak Ekrem Başkanı ve diğer başkanlarımızı birisi savunduğu zaman adeta suçluyu savunma gibi mahkumiyeti olmayan insanları, kesinleşmiş yargı kararı olmadan anayasamıza göre hiç kimse suçlu edilemez hükmüne rağmen bu sefer suçlu ilan ediliyor. Twitter hesapları kapatılıyor, engelleniyor, fotoğrafları ortadan kalkıyor. Nerede adalet?

Eşit hukuk istiyoruz demiştim. 2019'da Ankara'da ben iş başına geldikten sonra, burada Ekrem Başkan iş başına geldikten sonra eski döneme ait dosyaları açtık. Kamu adına açtık, halk adına açtık ve yaptığımız şikayetleri adliye intikal ettirdik. Daha bu meşhur şahısları ifadeye dahi çağırmadılar. Televizyonlardan görüyorsunuz. Sayın Genel Başkanımızın bozuk tohum olarak ilan ettiği şahsın 600 milyon liralık villası var. Pişkin pişkin sırıtarak 600 yapmaz, 400'e veririm diyor. Hayatında bir gün çalışmamış, bir gün sigortalı çalışmamış, çalıştırmamış, vergi vermemiş insan 600 milyon liralık villa alıyor. Siyasiler servetlerin hesabını vermek zorundadır. Bunlara hiç kimse bir şey sormuyor. Kamu zararları söz konusuysa her gün televizyonlarda görüyoruz. Kasalarından kilolarca altın çıkanlar, yolsuzluk yaptıkları vakıflarla ilgili beyanları ortadayken ifadeye dahi çağrılmıyor. Nasıl hukuk? Cumhuriyet Halk Partiliysen derhal gel, yaka paça al, hapse at, verdikleri savunmanın hiçbirisini dikkate alma; diğer şahısların ifadesini dahi alma. Ben diyorum ki: Gökçek ve ailesi yargılanmadan hiç kimseyi yargılayamazsınız! Hiçbir belediye başkanını yargılayamazsınız!

ayrıntılar geliyor...

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.