İsrail’in 90 nükleer başlığı mı var? İran saldırıları sonrası gizli dosya tartışma konusu oldu
İran’ın nükleer programına yönelik operasyonlarını sürdüren İsrail’in kendi nükleer kapasitesi uluslararası raporlarla yeniden tartışma konusu oldu. Bağımsız kuruluşlara göre Tel Aviv’in elinde yaklaşık 90 nükleer savaş başlığı bulunuyor.
İran’ın nükleer faaliyetlerini tehdit olarak nitelendirerek askeri operasyonlar düzenleyen İsrail’in, uzun süredir yürüttüğü nükleer programı yeniden uluslararası gündeme taşındı. Resmi makamlar tarafından açıkça doğrulanmayan ancak çeşitli uluslararası raporlarda yer alan veriler, bölgedeki nükleer dengenin perde arkasına ilişkin tartışmaları alevlendirdi.
YAKLAŞIK 90 NÜKLEER SAVAŞ BAŞLIĞI
“Silah Kontrolü ve Yayılmanın Önlenmesi Merkezi” ile “Nükleer Tehdit Girişimi” tarafından yayımlanan değerlendirmelere göre, İsrail’in en az 90 adet nükleer savaş başlığına sahip olduğu tahmin ediliyor. Aynı raporlarda, ülkenin mevcut envantere ek olarak yüzlerce yeni başlık üretimine yetecek düzeyde fisil madde stokuna sahip olabileceği ifade ediliyor.
NTV'nin haberine göre; Uzmanlar, İsrail’in nükleer kapasitesi yalnızca sayısal büyüklükle sınırlı değil. Ülkenin, nükleer başlıkları savaş uçakları, balistik füzeler ve denizaltılar aracılığıyla ateşleyebilecek teknik altyapıya sahip olduğu değerlendiriliyor. Bu durum, İsrail’e “üçlü caydırıcılık” (kara, hava ve deniz unsurları) kabiliyeti kazandırdığı yönünde yorumlanıyor.
“İLK İFŞA EDEN BİZ OLMAYACAĞIZ” POLİTİKASI
İsrail, nükleer silaha sahip olup olmadığına dair net bir doğrulama ya da yalanlama yapmaktan kaçınarak onlarca yıldır “stratejik belirsizlik” olarak adlandırılan politikayı sürdürüyor. İsrailli yetkililer, geçmişte yaptıkları açıklamalarda “Orta Doğu’da nükleer silahlarını ilk ifşa eden ülke İsrail olmayacak” ifadelerini kullanmıştı.
Bu yaklaşımın temelleri, 1952 yılında İsrail Atom Enerjisi Komisyonu’nun kurulmasıyla atıldı. Programın ilk dönemlerinde yapılan açıklamalarda, nükleer kapasitenin ülkenin güvenliği açısından hayati bir caydırıcılık unsuru olarak görüldüğü vurgulanmıştı.
DİMONA’DAN BUGÜNE UZANAN SÜREÇ
İsrail’in nükleer programının 1950’li yıllarda hız kazandığı biliniyor.
1958 yılında Dimona yakınlarında nükleer tesis inşasına başlandı.
1967 itibarıyla ülkenin nükleer patlayıcı üretebilecek teknik kapasiteye ulaştığı öne sürüldü.
1973’te bazı uluslararası bilim çevreleri, İsrail’in fiilen nükleer silah sahibi olduğunu duyurdu.
Dimona’daki tesisler bugüne kadar Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) kapsamlı denetimine açılmış değil.
NPT DIŞINDA KALAN ÜLKELER ARASINDA
İsrail, Birleşmiş Milletler Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’nı (NPT) imzalamayan ülkeler arasında yer alıyor. Bu durum, ülkenin nükleer programına ilişkin uluslararası şeffaflık tartışmalarını da beraberinde getiriyor.
Öte yandan ABD’nin nükleer saldırıya karşı koruma taahhüdü verdiği ülkeler arasında İsrail’in yer almaması, Tel Aviv yönetiminin kendi bağımsız caydırıcılık kapasitesine sahip olduğu yönünde yorumlanıyor.
NETANYAHU’NUN MESAJI YENİDEN HATIRLANDI
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun 2018 yılında Dimona’daki nükleer araştırma merkezinde yaptığı konuşma da yeniden gündeme geldi. Netanyahu, o dönemde yaptığı açıklamada, “Bizi yok etmekle tehdit edenler kendilerini benzer bir tehlikeye atarlar ve hedeflerine ulaşamazlar” ifadelerini kullanmıştı. Bu sözler, uluslararası kamuoyunda dolaylı bir nükleer caydırıcılık mesajı olarak değerlendirilmişti.
Bölgede İran ile artan gerilim ve karşılıklı açıklamalar, İsrail’in uzun yıllardır resmen doğrulamaktan kaçındığı nükleer kapasitesini yeniden küresel tartışmaların merkezine taşıdı.
Kaynak:Haber Merkezi
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.