İngiltere'de başbakanlar neden sürekli değişiyor?
Birleşik Krallık siyaseti, tarihinin en istikrarsız ve "kanlı" dönemlerinden birini yaşıyor. 18. yüzyıldan bu yana başbakanların ortalama görev süresi 5 yıl iken, son 10 yılda bu süre neredeyse 18 aya kadar geriledi.
ngiliz parlamentosunun koridorlarında son yıllarda yaşanan bu hızlı lider kıyımı, Westminster demokrasisinin geleneksel yapısıyla tamamen tezat oluşturuyor. David Cameron'ın 2016'daki Brexit kumarıyla başlayan domino etkisi; Theresa May, Boris Johnson, Liz Truss, Rishi Sunak ve son olarak Keir Starmer'ı da yutarak İngiltere'yi adeta bir "lider öğütücüsüne" dönüştürdü. Bireysel siyasi kariyerlerin sonunu getiren bu dramatik öykülerin arkasında, İngiliz seçmeninde politikacılara karşı büyüyen ve yatıştırılamayan üç temel öfke ve mutsuzluk dalgası bulunuyor:
YAŞAM STANDARTLARININ TARİHİ KÖTÜLEŞMESİ
İngiliz halkının yaşam standartlarında yaşanan gerileme, kökleri 2008 küresel mali krizine kadar uzanan kronik bir sorun. Ekonomik veriler ve anketler, ülkedeki refah seviyesinin 19. yüzyılın başındaki Napolyon Savaşlarından bu yana bu denli sert bir şekilde gerilemediğini gösteriyor. "Bir sonraki neslin, bir öncekinden daha iyi bir hayat yaşayacağı" yönündeki görünmez toplumsal sözleşme tamamen yıkılmış durumda. Enflasyonist baskılar ve geçim sıkıntısı yüzünden seçmenlerin ekonomik karamsarlığı, büyük grevlerin yaşandığı 1978 yılından bu yana en yüksek seviyeye çıkmış durumda. Bu durum sandığa doğrudan "hükümet cezalandırma" refleksi olarak yansıyor.
KAMU HİZMETLERİNİN ÇÖKÜŞÜ VE DÜŞÜK BÜYÜME
Ülkede şu an en yaygın hissiyatlardan biri de "hiçbir şeyin düzgün çalışmadığı" algısı. Ulaşım ağlarındaki aksamalar, adalet sistemindeki tıkanıklıklar ve özellikle ulusal sağlık sistemi NHS'teki kuyruklar kamuoyunda sabrı taşırdı. Bu durum, düşük ekonomik büyümenin doğrudan bir sonucu. Yeterli büyüme sağlanamadığı için ardı ardına gelen hükümetler, ülkenin altyapısına, eğitimine ve sağlık sistemine yatırım yapacak bütçe gelirlerinden mahrum kaldı. Yatırımsızlık, günlük hayatı felç eden bir kamu hizmeti yetersizliğine dönüştü.
SOSYAL UYUM KRİZİ VE KUTUPLAŞMA
Toplumsal dokudaki bölünmüşlük hissi de siyaseti istikrarsızlaştıran en büyük etkenlerden biri. Kamuoyu yoklamalarına göre insanların %80'inden fazlası Birleşik Krallık’ın derin bir şekilde bölünmüş olduğunu düşünüyor. Seçmenlerin büyük bir bölümü bu kutuplaşmayı, son yıllarda rekor kıran yüksek göç seviyelerine ve toplumsal entegrasyon süreçlerinin yönetilememesine bağlıyor. Seçmenler, İngiltere'nin kültürel ve demografik olarak nasıl değiştiğine dair duydukları endişe ve öfkenin Downing Street’teki liderler tarafından hiç anlaşılmadığına inanıyor. İngiltere; çok ırklı, çok kültürlü ve çok uluslu bir yapıda ortak bir geleceği nasıl inşa edeceği sorusuyla sancılı bir şekilde boğuşuyor.
SİYASETİN DEĞİŞEN DİLİ VE "YENİ ADAY" ANDY BURNHAM
İngiltere'yi diğer Avrupa ülkelerinden ayıran tek şey bu yapısal sorunlar değil; halkın politikacılara karşı beslediği öfkeyi gösterme biçiminin de radikalleşmesi. Sosyal medyanın ve kutuplaşan medyanın etkisiyle, seçmenler artık başbakanlar da dahil olmak üzere siyasi figürlere karşı kuralsız, açık ve doğrudan bir düşmanlık sergiliyor. Siyasetin bu denli acımasız hale geldiği bir dönemde, Keir Starmer'ın istifa sürecinin ardından İşçi Partisi içinde başbakanlık için adaylığını açıklayan Manchester Belediye Başkanı Andy Burnham gibi figürler öne çıkıyor. Londra merkezli bürokrasinin dışından gelen ve yerel yönetimdeki popülaritesiyle bilinen Burnham, Westminster'ın bu "lider öğüten" sistemine ne kadar dayanabileceği şimdiden merak konusu olan yeni isim olarak sahneye çıkıyor.
KEİR STARMER'IN İSTİFASINA GİDEN SÜREÇTE NELER YAŞANDI?
Keir Starmer’ın büyük umutlarla oturduğu başbakanlık koltuğundan bu denli hızlı bir şekilde indirilmesine giden süreç, İşçi Partisi içindeki derin bir ideolojik çatlak ve halkla kurulamayan bağın neticesinde gelişti. Seçim zaferinin ardından vaat ettiği ekonomik toparlanmayı ve kamu hizmetlerindeki reformları hayata geçirmekte yavaş kalan Starmer, yüksek yaşam maliyetleri karşısında somut adımlar atamadı. Ancak bardağı taşıran asıl damla, parti içi anketlerde İşçi Partisi'nin popülaritesinin tarihi bir düşüş yaşaması oldu. Gelecek seçimlerde kendi koltuklarını kaybetmekten korkan İşçi Partili milletvekilleri, Starmer'ın liderlik karizmasından yoksun olduğunu ve seçmen nezdinde bir "tehdit" haline geldiğini savunarak arka arkaya güven oylaması talebinde bulundu ve Starmer'ı istifa sarmalına sürükledi.
Keir Starmer'ın düşüşünün ardından İşçi Partisi'nin ve dolayısıyla İngiltere'nin yeni başbakanı olmak için kolları sıvayan Andy Burnham, İngiliz siyasetinde "Kuzeyin Kralı" (King of the North) olarak bilinen oldukça popüler bir figür. Uzun yıllar Manchester Belediye Başkanlığı görevini yürüten Burnham, geleneksel Londra merkezli (Westminster) siyaset elitine karşı işçi sınıfının ve taşranın sesi olarak profil çizdi. Geçmişte Sağlık Bakanlığı da dahil olmak üzere kabinede kritik görevler üstlenen deneyimli siyasetçi, özellikle pandemi döneminde Londra hükümetinin karantina kararlarına karşı Manchester halkının ekonomik haklarını savunarak ülke çapında büyük bir sempati kazandı. Burnham, partinin sol ve merkez kanatlarını birleştirebilecek, sokağın dilinden anlayan güçlü bir alternatif olarak başbakanlık yarışının en güçlü adayı olarak kabul ediliyor.
Kaynak:Haber Merkezi
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.